yakup.yurt.sitemynet.com
Yakup YURT

Yakup Yurt
Mes Poèmes
Kardeşim Halil
Söylemler
Yazılarım
Gönlüm Isındı
İnsan
Bir yazı
Düşünüyorum
Epifani
Links

İnsan



ah_mutluluk_ah.jpg

Yakup YURT

Bu yazımda değişik bir konuya değinmek istiyorum. Korkuya ve korkutmaya dayalı bir eğitim sistemi sonucunda ortaya çıkan acıklı insan manzaraları... Şöyle dikkatlice izleyin çevrenizi! Neler görüyorsunuz ? Söyler misiniz? İnanarak mutluyum diyebiliyor musunuz?
Teselliyi sigara, alkol, kumar, bahis ve piyango oyunlarında veya fanatik ideolojilerde aramıyor musunuz ? O zaman mükemmelsiniz. Bende stres ve gerginlik olmaz, iştahım yerinde, tansiyon ve kolesterol sorunum yok, gereksiz yere sinirlenip çocuklarıma cennetten çıkma yöntemlerle eziyet etmiyorum, küfürlü konuşmuyorum, yüzümden tebessüm hiç eksik değil diyebiliyorsanız mesele yok. Allah ziyade etsin, ne diyelim...
Ama çoğunluk sizin gibi değil ne yazık ki !..

Dünyaya gelen her insanın bir tek amacı olmalı bence : Mutlu olmak. Fakat sadece maddi açıdan değil, manevi ve gönülsel açıdan. Yani hem midesel, hem de beyinsel. Bana göre sadece midesini doldurmayı düşünen toplumlardan gelen insanlar, yaygın bilimsel ve sanatsal eğitim yatırımlarının meyvelerini toplayan öne geçmiş ülkeler veya ülke kümelerinin sosyo-ekonomik sistemi tarafından acımasızca sömürülürler. Güçlüler güçsüzleri ezer, bilenler bilmeyenleri aldatır...
Avrupa'ya Türk göçünün 40. yıl etkinliklerini birlikte izledik. Resmî kuruluşlar ve sivil toplum örgütlerimizin güzel çalışmaları sonucunda nerelerden nerelere geldiğimizi anlamaya çalıştık. İyimser olanlar mutlu oldular, benim de dahil olduğum kötümserlerse pek mutlu olamadılar...

Bardak yarıya kadar dolu mu boş mu? Bana göre maddi yarısı dolu, bilimsel yarısı boş. Yani paramız var, ama yine de (tam anlamıyla) mutlu olamıyoruz. Çünkü para herkese gerekli, ama her şeye çare değil. Önceleri, yani paramız yokken, daha mutluyduk gibi geliyor bana. Ya şimdi ? Paralı mutsuzlar olduk ! Gücümüzü aşan yatırımlara gömdük alın terlerimizi. Evler, arsalar aldık ; toprağa gömdük. Hem Türkiye topraklarına, hem Avrupa topraklarına. Bölündük iki ülke arasında. Türkiye'mizde doğduk, buralarda doyduk. Gövdemiz burada, gönlümüz orada. Kaldık iki arada, bir derede ; çözümsüz ikilemler yaşıyoruz ve acı çekiyoruz. Çocuklarımız kimlik bunalımında. Ne suçu var ilgisizlikten mağdur çocuklarımızın. Velilerin ilgisizliği ve ayrımcı eğitim sistemi sonucunda dışlandılar ve niteliksiz birer insan oldular.

Amacım kimseyi suçlamak değil. İleriye bakma zamanı bundan böyle. Buradaki insanlarımızın sorunlarını çözmek amacı ile neler yapılmalı ? Olmazsa olmaz ilk koşul karşılıklı sevgi ve saygıyı yeniden yaratmak ! Bunun için yapılması gerekli ilk şey sivil toplum örgütleri arasında samimi ve düzeyli bir diyalog başlatmak ve asgari müşterekleri bulup onların etrafında birleşmek olmalıdır. Zaten kısıtlı olan maddi ve insan kaynaklarımızdan tasarruf etmeli ve daha düzeyli yarınlara yönelik bir sinerji yaratmalıyız. Hiç vakit geçirmeden. Bizi bizden daha iyi tanımasına imkan olmayanların yazdığı reçetelerin Avrupa Türk Toplumunu iyileştirmesi beklenmemelidir. M.K.Atatürk'ün bizlere işaret ettiği hedef çağdaş uygarlıktır. Aptalca Batı taklitçiliği değildir! Ve o uygarlığa nasıl gidileceği ise bellidir : yüksek bilim, ahlak ve sanattan oluşan bir karışım.
Fikirlerin çatışmasından gerçekler doğar...
Hepinize sevgi ve saygılarımla.

Yakup YURT

YILBAŞI GECESİ YAKLAŞIRKEN

Yakup YURT

Bir yılın daha sonuna yaklaşıyoruz. İnsanlarda bir telaş, bir telaş sormayın! Ailece evde mi kalsak, dostlarla mı çıksak, eşe, dosta, sevgiliye ne gibi armağanlar alsak, nasıl süslensek, neler giysek... Sorular, sorular!

Hayat pahalı. Fiyatlar oldukça yüksek. Fakirlik sosyal güvenlik cenneti Belçika'da bile yaygın. Toplumdan dışlananlar çoğalıyor. Küreselleşme rüzgarı fakirleri savuruyor, süpürülmeyi bekleyen hazan yaprakları misali. Çevresine biraz duyarlı bir kimse bu durumu kolayca gözlemleyebilir. İnsan tüketirken utanıyor yediklerinden, içtiklerinden, kilolarından, "ötekileri" düşündükçe!..

Sokaklarda Noel'den beri sessizlik hakim. İn cin top oynuyor. Ancak kent merkezindeki turistik mekanlar ve belli ticari sokaklar dolu. Çam ağaçlarını gelin gibi süslemişler. Vitrinler bezenmiş. Adım başı reklam tacizine uğruyor gözleriniz. Ya savurganlık nöbeti teslim alıyor gönlünüzü, ya da ister istemez katlanıyorsunuz bitmek tükenmek bilmeyen yoksunluklarınıza (früstrasyon)! Gelen soğuklarla birlikte varsıl insanlar ya uzak diyarlara tatile, kayak yapmaya gittiler, bir yere gidemeyen yoksullar da üşümemek için evlerine kapandılar.

Yılbaşı geceleri genelde insanlar sabahlara kadar içtiği için ertesi gün sokaklarda kimsecikler olmaz. İçki içmek için uydurulmuş gecelerden biridir demek abartılı olmaz sanırım. Yeni yılda herşeyin eskisinden daha güzel olacağı umulur. Kendi kendimizi buna ikna etmeye çalışırız. Sahte bir bayramdır aslında. Geçen yıl adet yerini bulsun diye tutulan dileklerin hiçbirisi gerçekleşmemiştir. Veya tesadüfen çok azı!

Bir dostum şöyle diyordu yılbaşı gecesi için : "Sıradan bir gece al, içine alkol, hoplama-zıplama, dans, uykusuzluk ve masraf doldur, krema niyetine de seks ile sıva; elde edilen bulama yılbaşı gecesidir. Tüketim çılgınlığı ürünü hediyelerle servis yapılır." Yanlış mı?

Kiminle geçirdiğin nerde geçirdiğinden çok daha önemlidir o geceyi. Harcadığın koca bir yılı düşünüp mutsuz olduğun sonra da gelecek yıldan istediklerini gerçekleştirmesi halinde ne kadar mutlu olacağını düşünüp umutlandığın tek gece midir yoksa?

Yalnızlığın en çok koyduğu gece mi? Bütün bir yıl yalnız olanların o gece yalnız olmamaları mümkün müdür? Hep kaybedenler, ya da kaybetmeğe mahkûm olanların, o gece oynanan tombalada şanslı olmaları için mantıklı bir tek neden gösterilebilir mi?

İnsanlar gerçeklerden neden hep
kaçmaktadırlar? Yaşamın gerçekleri ile hesaplaşmaya niçin yanaşmazlar? Niye kendilerini tüketim sarmalının içine bir İspanyol boğası gibi atarlar? Tüm toplumlarda anneler günü, babalar günü, sevgililer günü, şu günü, bu günü... vardır. Para, sevgi, saygı, dostluk, sağlık, aşk, başarı, velhasıl tüm güzellikler herkese her gün gereklidir. Hatırlanmak ne denli güzel olsa da, ilân edilen günler fotoğrafçılar, iletişimciler, çiçekçiler, çikolatacılar, kuruyemişçiler, berberler, hamamcılar, müzisyenlere yarar. Onlar kazanırlar. Meslek grupları tabii ki kazansınlar, ama sadece o günlerde değil, her zaman!

Gerçek yanlış yerde aranmamalı. Bakın size bir anekdot anlatayım. Paris'te üzerinde on dokuz köprü bulunan Seine Nehri'nin rıhtımındayız. Akşam olmuş. Lâpa lâpa kar yağıyor. Bir kloşar (*) bir reverberin (**) etrafında değirmen beygiri gibi dönüyor yere bakarak. Yoldan geçenlerin dikkâtini çekiyor bu durum. Hey mösyö! Ne dönüp duruyorsun reverberin etrafında diye soruyorlar. Cüzdanımı arıyorum diyor kloşar naifçe. Ya diyorlar, demek cüzdanını arıyorsun ha? Peki niye burada? Niye olacak diyor kloşar, burası reverber altı, aydınlık en azından!...

Ben dostlarımla birlikte Belçika Atatürkçü Düşünce Derneği'nde olacağım. Yemekler kaliteli, fiyatlar son derece uygun. Haberiniz ola !

Her nerede olursanız olun, yiyin, için, eğlenin; afiyet olsun, yarasın! Amma velakin itidali elden bırakmayın ve alkollü araç kullanmayın ne olur...

Gönülleriniz sevgi, bedenleriniz sağlık, cüzdanlarınız parayla dolar inşallah. Hepinizin yeni yılı kutlu olsun... Haa şunu da söyliyeyim hemen : Pek dindar sayılmam, ama dualarım kabul görür genellikle!

Yakup YURT

(*) Kloşar : (clochard) Paris'te köprü altında yatan şarapçı.
(**) Reverber : (réverbère) Üstü fenerli sokak lâmbası.