yakup.yurt.sitemynet.com
Yakup YURT

Yakup Yurt
Mes Poèmes
Kardeşim Halil
Söylemler
Yazılarım
Gönlüm Isındı
İnsan
Bir yazı
Düşünüyorum
Epifani
Links

Yazılarım



ÇAĞDAŞ UYGARLIK YOLLARI TAŞTAN AB ÇIKARDI BİZİ BAŞTAN!

Yakup YURT

Bir buçuk ay süren uzunca bir "tatil" dönüşü bazı düşünce ve kaygılarımı sizlerle paylaşmak isterim. Bendeniz naçizane daha çok iyimser mizaçlı olarak bilinen biriyimdir. Kolay kolay panik veya strese kapılmam. Amma velâkin inanmadığım bir duaya da kuzu kuzu amin dememe gibi kötü bir huyum vardır. Bu kez ne yazık ki hiç iyi görmedim memleketin halini.
Mustafa Kemal Atatürk'ün Türk! Öğün, Çalış, Güven! veciz sözünü 7'den 70'e herkes bilir. Öğünmek için başarmak, başarmak için çalışmak, çalışmak için güvenmek gerekir. Üçü de yok ne yazık ki ! Ne başarı, ne iş, ne güven... Gençler bunalımda, işsizlik, parasızlık, lüks tüketim kıskacında kıvranıp duruyor. Kimileri puan tutturup okuma sevdasında çırpınırken, kimileriyse diplomalı işsizler ordusuna eklenmenin mutsuzluğunu yaşıyor. 400 milyon TL maaş alıp, işi olduğu için Tanrı'ya şükreden gıda mühendisleri gördüm memlekette. Deniz otobüsünde bir bardak portakal suyu 4.700.000 TL. Belki C vitamini içeriyor diye ilaç niyetine satıyordır, kimbilir! İstanbul'da bir sokak simitçisi ayda ortalama 2 milyar TL kazanıyormuş, bir iktisat profesörünün ifadesine göre. Her kötülüğün "sorumlusu" medyanın yalancısıyım!.. O zaman niye okunsun ki kardeşim... Globalleşen dünyada masraf edip onca yıl dirsek çürüt, mürekkep yala sonra git emperyalist holdinglere ırgat ol. Kafanı kullan topçu ol, cazibeni kullan dansçı ol.
TV kanalları sanki birer yıldız üretme çiftliği. Vatandaş yarışmakolik olmuş... AB üyesi olunca bolluk-bereket yağacak, bütün sorunlar sona erecek(miş)!
Bu duruma nasıl gelindi? Sorumlu kim? Rivayet muhtelif. Herkes işine geldiği gibi kendi takımına uyan yorumları tercih ediyor. Cahiller konuşuyor, bilenleri etkisiz hale getiriyorlar. Benim kişisel görüşüme göre, bilerek veya bilmeyerek, isteyerek ve istemeyerek, 1938 yılından günümüze Türkiye'nin yönetiminde söz sahibi olan herkes işlenen suça ortaktır.
Newsweek Dergisi Türkiye'nin kırk yıllık AB serüvenini şöyle özetlemiş : "Türkiye tam modern bir toplum olsa, AB üyeliğine ihtiyacı olmazdı!" BYT tartışma grubu katılımcısı sayın Akar Duru, bunu çok yerinde ve anlamlı bir yorumla "Türkiye... yerine, Atatürk' ün gösterdiği yoldan gitmeye devam etseydi AB ye ihtiyacı olmazdı" diye tercüme etmiş. "Kafasına göre Atatürk'çülük yaratmayan, Atatürk ve hayatını çok iyi okuyup, tahlil edip anladıktan sonra, olaylarla karşılaşınca Mustafa Kemal böyle hareket ederdi deyip, o davranışı, bütün imkânlarını kullanarak, çekinmeden, ve gerektiğinde faturasını da ödemeye hazır olarak uygulayan herkes Atatürk'çüdür" değerlendirmesi ile "dinozor" veya "marjinal" yakıştırmalarının bir kompliman veya bir onur madalyası gibi algılanmaları gerektiğini vurguluyor adeta.
Atam sen 1881 doğumluydun, 1938'de 57 yaşında vefat ettin. Yakın mesai arkadaşın Celal Bayar 1883 doğumluydu, 1986'da 103 yaşında vefat etti. Ahhh.. ne olurdu sanki, o kadar kahretmesen, erkenden ölmesen, 25 - 30 sene daha yaşasan, Türkiye çağdaş uygarlığa senin orkestra şefliğinde taşınsa, ulus - devlet pekişse, sanayileşme gerçekleşse, başı dağların başındaki dumanlara değen, öğünen, çalışan ve güvenen yurtsever, bağımsızlıkçı bir nesil ortaya çıksa... Yemin billah AB Türkiye'den müzakere tarihi beklerdi... Güneşin ufuktan doğması engellenebilir mi? Ne yapalım, düşe kalka ilerliyoruz çizdiğin çağdaş uygarlık yollarında...

Brüksel, 22 Eylül 2004

MAKYAJ MI, GÖZ BOYAMA MI ?

Yakup YURT

Bilindiği gibi Brüksel Güzel Sanatlar Sarayı'nda (Palais des Beaux-Arts), 06.10.2004 ile 16.01.2005 tarihleri arasında bir dizi muhteşem kültürel ve sanatsal etkinlikle bezenen bir Türkiye Festival'i düzenleniyor. Yani bir zamanlar iptal edilmek zorunda kalınan Euorpalia Turquie'nin daha küçük çaplısı...
Sergilenecek yapıtların ve sahne alacak sanatçıların değeri tartışılmaz. Yapıtlar ve gösterilerin hepsi gerçekten üstün nitelikli ; dansçısı, ses sanatçısı, müzisyeni, edebiyatçısı, hepsi ama hepsi saygın kişilikler.
Biliyoruz ki bu çabalar genelde Avrupa, özel olarak ta Belçika kamuoyunu çağdaş Türkiye hakkında bilgilendirmeye ve olumlu olarak etkilemeye yönelik. Bütün beyinler 17 Aralık 2004 tarihinde alınacak müzakerelerin başlatılması kararına odaklanmış durumda.
Hedef kitle Avrupa kamuoyu.
Etkinlikleri AB'ci Türkler ve Belçikalı'lar birlikte hazırladılar.
Peki Türkler'den kimler ? Brüksel'de veya Belçika'da yaşayanlar değil. Türkiye'dekiler, yani herşeyi buradakilerden daha iyi bilenler. Hep belli yöne kürek çeken zihniyetin temsilcileri. Statükoyu kırmaya ant içmiş olanlar...
Buraya kadar herşeyi anladık anlamasına da yine de bazı sorular kafamı tırmalıyor nedense !
Yetmedi mi beyler, hanımlar? 40 yıldan beri kendimizi beğendirmeye çalışıyoruz Avrupalı'lara. Peki hangi Avrupalı'lara ? İlk kurucu altılara mı, ortadaki on beşlere mi, yoksa son yirmi beşlere mi ? Yani siz şu an mevcut AB üyesi 25 ülkenin ekonomi, sağlık, eğitim, demokrasi, insan hakları, temel özgürlükler, vs... alanlarında Türkiye'den ilerde olduklarına gerçekten inanıyor musunuz ?
Batı Dünyası (ABD+AB) demografi sorunsalına, yani nüfusunun yaşlanması ve azalması olayına, akılcı çözümler bulamadığı sürece göç almağa mahkûmdur. Gelen göçmenleri ırkçı tavırlarla korkutmaya ve sindirmeye devam ederken, geldikleri ülkeleri sevmeye devam edenleri uyumsuz olmakla suçlayacak ve özellikle enerji yataklarının yoğun olduğu bölgelere savaş ihraç edecektir. Refah düzeyini yüksek tutmak için bunu yapmaya mecburdur. Mazlum ülkeler hep borçlu ve bağımlı kalacaklar, global sömürü düzeni aynen devam edecektir. Tek kutuplu dünyada egemen gücün herkese zecren dayattığı tek gerçek sermayenin kârlılığıdır. Bunun için fabrikalar kapanmakta, işsizlik ve fakirlik artmakta, kazanılmış sosyal haklar törpülenmekte, kayıtdışı ekonomi yaygınlaşmakta, ulusal değerler yozlaştırılmaktadır...
Çözüm her alanda çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmaktır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti kendi potansiyel gücünün bilincinde olmalıdır. Ülkeyi yönetenler "yurtta barış, dünyada barış" inancıyla çalışmalı ve uluslararası alanda tam bağımsızlık temelinde karşılıklı çıkarlara saygı kuralını uygulamalıdırlar.
Unutulmaması gereken bir hususu belirtmekte yarar görüyorum : Batı Dünyası Türkiye'nin mevcut sorunlarının müsebbibidir. Bizi hasta edenlerden ilaç beklemek beyhudedir. Çözüm aynaya Atatürkçü gözlerle bakarak kendimizle barışmaktan geçer.
Göz boyamanın birşeye faydası olacağını sanmıyorum. Makyaj ise güzelliğe güzellik katar, çirkinlikleri örtmez. Güzeli herkes sever. AB kendi yetersizliklerini örtbas etmek için hava atmayı bırakmalıdır. Türkiye evde kalmış kız kompleksinden sıyrıldığında balkonun altı serenad çalan gitarcı dolacaktır.
Herkese sağlıklı ve huzurlu bir Ramazan ayı dilerim.

LE VİF/L'EXPRESS dergisinin 22-28 Ekim 2004

BELÇİKA'YA NELER OLUYOR ?

Yakup YURT

Belçika'nın haftalık LE VİF/L'EXPRESS dergisinin 22-28 Ekim 2004 haftası için çıkan 2870'nci sayısının kapağında garip bir fotoğraf vardı : Kopmak üzere olan bir halat ve çok iri puntolarla yazılmış "ya Flamanlar bizi terkederse?" başlığı.
Belçika ailesinde şiddetli geçimsizlik mevcut. Aile birliğinin temelleri sarsılmış, evin duvarlarında büyük çatlarlar gözleniyor. Taraflar boşanmaya kesin kararlı. Aynı evin içinde yaşamaya devam ediyorlar, ama birbirinin yüzüne bakmıyorlar. Tahammülsüzlük diz boyu. Brüksel ismini verdikleri müşterek çocuğun velâyeti büyük sorun yaratıyor. Çocuk ortada kalmış ve ne yapacağını şaşırmış durumda.
Çocuk deyip geçmeyin. Öyle sıradan bir çocuk değil. Çiş yapan çocuk heykeli Manneken Pis heykelinin simgelediği Brüksel, hem AB, NATO, EUROCONTROL, AP, vb... gibi önemli uluslararası kuruluşların merkezi, hem de Federal Flaman Devletinin başkenti. Flaman denizaltısı sessiz ve derinden gidiyor Brüksel sularında... Brüksel'deki Flaman azınlık Brüksel'de yaşayan diğer kültürel azınlıklarla dayanışmacı ilişkiler yaratma uğraşındalar. Brüksel-Hal-Vilvoorde seçim bölgesini ikiye bölmeye çabalıyorlar. Sinirler gergin, poker devam ediyor.
Sanki kendi dertleri kendilerine yetmiyormuş gibi, bir de yabancı kökenli yeni Belçikalılar yaşıyor Brüksel'de. Onlar n'olacaklar peki... Flaman mı, Valon mu, Flamancı mı, Valoncu mu ? Peki Belçikalıların övüne övüne anlattıkları uzlaşma kültürüne ne oldu birdenbire ? Flaman aslanı niye kükredi aniden Valon horozunun ibiğine ibiğine ? Ebeveyn kavgasının ortasında kalan iris çiçeği boynu bükük hüzünle bakıyor olanlara.
Louvain Katolik Üniversitesi'nde vuku bulan 1968 olaylarından sonra ulusal partiler bölündüler. 1970'te devlet reformu ile federal yapının temelleri atıldı. Merkezi yetkiler bölgelere aktarılmaya başlandı. Flamanlar şimdi de aile yardımları ve sağlık harcamaları alanlarındaki yetkilerin bölgelere devredilmesini ısrarla talep ediyor. Özelleştirme niyetiyle... Yani dayanışma bitecek ve fakirler daha çok ezilecek. İnsanlar kaybedecek, sermaye kazanacak.
Çığrından çıkmış bu maçta hakemlik yapması gereken merkezi hükûmet çaresiz. Son trafik kazasını çok şükür küçük bir sarsıntı ile atlatan orta hakem Guy Verhofstadt'ı kimse dinlemiyor. Özellikle Flamanlara diş geçiremiyor. Dildaşları söz dinlemiyor ve üzüyorlar Başbakanımızı. Birlikte yaşama arzusu kalmamış taraflar karşısında otorite tesis etmekte epeyce zorlanıyor.
Siyasal yapının kuzeyde ve güneyde simetrik olduğu zamanlar yönetim daha kolaydı. Sosyalist olsun, liberal olsun, hıristiyan demokrat olsun, yeşiller olsun, her partinin ideolojik bir muadili vardı. Bolluk döneminde hükûmet-işçi (FGTB-CSC) ile işveren (FEB) sendikaları ve onlara yakın sigorta kurumları hassas bir dengeyi gürültüsüz patırtısız götürüyorlardı. Ortak menfaatlerde buluşmak daha kolaydı o zamanlar.
Şimdi tek kutuplu dünyada herşey daha zor. Globalleşme adı altında dünyaya dayatılan yeni ekonomik düzen çok vahşi ve adaletsiz. Kapanan işyerleri, artan işsizlik ve hayat pahalılığı (özellikle Euro'ya geçildiğinden beri) insanları daha ürkek ve bencil kılmakta. Herkes kendini kurtarma uğraşında. Kazanılmış sosyal haklar özelleştirme kıskacında. Dayanışma ve paylaşma kelimeleri tebessüm yaratıyor dudaklarda ! Yok ya, o da ne demek gibi tepkiler alıyor ve alay konusu oluyorsunuz çoğu zaman.

Aynı derginin 57.nci sayfasında Vadot' nun bir karikatürü var. Bir Flaman aşırı sağcısı (VB) ile bir Flaman konuşuyorlar karşılıklı. Vlaams Blok'çunun "Biz, yabancılardan nefret ederiz" sözüne öteki "Biz de Valonlar'a tahammül edemiyoruz" diye cevap verince, Vlaams Blok'çu "Zaten ben de onu kastetmiştim" diyor. Son kamuoyu yoklamalarına göre Vlaams Blok partisi kuzeyde birinci parti konumunda. Büyük bir korku ve telaş, biraz da çaresizlik, ne yapacağını bilememenin verdiği hırçınlık gözleniyor siyasetçilerde. Sonuç olarak Flaman bölgesinin bütün demokratik partileri Vlaams Blok partisine giden oyları geri alabilme kaygısı ile o partiyle benzeşmeye başladılar. Ve kimse aslı varken kafasını çevirip taklitlere bakmıyor. Kahverengi tehlike yayılmaya devam ediyor. Olay üniter Belçika devletinin varlığının ciddi ciddi sorgulanmaya başlamasına yol açmış durumda.
Peki ne olacak? Halat kopacak mı, kopmayacak mı? Belçika'nın geleceğini gelecek federal seçimler belirleyecek gibi geliyor bana. Bekleyip göreceğiz...

26 Ekim 2004

YAKUP YURT PARIS'TE...